sana canımın içi demiyorum artık. şöylesi daha uygun: söyle canımın ta kendisi…
(kim inanır çantamda iki minik kavun ve dört mısır koçanı taşıdığıma…)
Kalabalık içerisinden bir sızıntı gibi ileriye, otobüs duraklarına değin yürüdük. Bir kırılmadan sonra yaşadığım o tutukluk yine hapsetti beni. Ara ara yüzüne usulca baktım. Tavırlı ve güzel görünüyordu, aşkta imkânsızlık gibi. Sonbaharın son iyi niyetli güneşi yüzünün solgunluğunu bile hissettirmeyecek kadar örtmüştü onu. Bu haliyle en güzeldi benim için.
Yüzüne daha fazla bakmaya kalabalık bir çekinceyle nihayet verdim. Adımlarıma gömüldüm. Adımlarından gömülen bir adam oldum hemen orada o adımda. Kaç adım daha yürüdük bilmiyorum ama o uzun zamandır çokça yalnızdı benim tarafımdan.
-işte öyle kızıyorum ki kendime neden bir hayatı bu kadar kendi hayatıma ekledim diye. Sonra o kadar kızıyorum ki tekrar kendime onun o sonsuz sevgisini kazanacak ne yaptım diye… sonra bin bir pişmanlık tadıyor dilim… her defasında…
Küllük kategorisinde yayınlandı | » yorum bırak;
on altı eylül iki bin on: Yazmayacaktım. Kendimi oyalayacak bir şeyler aranarak Taksim’e çıktım. Karnımı doyurunca beynimde birkaç ağrının iyimser bir hisle yayıldığını duyumsadım. Gözlerimin önünde gemideymişim gibi küçük sarsıntılı dalgalanmalar oldu. Arayı fazla açmadan henüz aldığım paketten bir sigara tutuşturuverdim dudaklarıma.
Kahveye indim. Beni buraya çeken eski günlerimin saygınlığını ve şahsiyetini düşündüm. Ne olsa erkek kahvelerinin kadın özlemiyiz biraz da… Sonra o kadını… Buraya gelip onca erkeğin içinde kağıt tutuşunu, sanki kadınlara ait hiçbir şeyi yokmuş gibi sigara yakışını ve sinirlenince savurduğu küfürleri…
Düşündüm: Sonunda dönüp dolaşıp geldiğimiz yer içimizdir. Düşündüm, son zamanlarda kendime ait hamlığın bir sebebinin de yalnızlığıma saldıran bu acımasız kız da saklı olduğunu. Arkadaşları özledim uzun uzun. Pektir iyi bir film izlemediğimi, bu kadar kitabın içerisinde uzun zamandır kalbimdeki özlemi dindiren bir kitap bulamadığımı…
Yukarı sahaf festivali açılmış. Tam girecekken içeri ürperdim bulamayacağım diye benim açlığımı doyuran bir kitap, bir kadın eli. Halbuki ilk dokunduğunda bilmiştim ki bir kadın elidir bu. Şimdi o uzak. Olan şey bir takım yorgunluklar onun ve benim aramın dışında. Aramızı gereksiz ayrıntılarla, tiksintilerle dolduran bir şey.
Kimse yokmuş gibi karnımı doyurduğum dükkan sahibine uydurduğum hikayeler anlattım. Aramızda yalan hikayemdeki ortak anlayışlar için bir yakınlık peyda oldu. Hesabı ödedim ve konuşmaya biraz daha devam etti. Beni dinliyor, aynı kanaatte olduğunu kibarca söylüyordu. O söyledikçe konuştum konuştukça tek bir dinleyenim yokmuş gibi rahatladım. Üstümden büyük yükler hafiflemiş gibi bir his…
İkimizden başka her yer dediğimde elini böyle tehdit eder gibi kaldırdı. Sesi erkek ve tavrı. Eline sahip çık gibi bir şeyler dedi. Korktum ve bayırdan aşağı doğru çok utanarak indim. Dokunsalar ağlayacaktım, dokunsalar dünyaya saldıracaktım. Peşine düştüm, onun yaşaması gereken utançları da yaşayarak ve bin bir tane pişmanlıkla beraber…
Bunları hatırla diye yazıyorum.
Küllük kategorisinde yayınlandı | » yorum bırak;
bana nazar ettin oku ruhum aydınlansın
iyiyim şimdi çok iyiyim tut kalbimi sağalt
bu göğü böyle seyrettiğini bilmek güzel
bu kuşlar bakışlarından mı azat buzat
ben neden böyleyim bu aralar sabah akşam böyleyim
göğü seyretmeyi dua ederken öğrendim
seni sevdim ondan beri kuzular emiyor serçe parmağımdan
tutup saçlarımı bırakıyorum darma dağınık
seviyorsun diye böyleyim kim umrumda
seviyorsun diye geceleri fakirim
kahvelere oturup çay söylüyorum bu benim adetim
günler geceler böyle vallahi böyle billahi böyle
seni bekler gibi başka bir şey değil günlerim
Şiir kategorisinde yayınlandı | » yorum bırak;
…/…
evlerin saçaklarına sığınıyorum
uçamamak bu!
duy beni sana sesleneceğim
zeynep adlı kız…
Şiir kategorisinde yayınlandı | » yorum bırak;
hayatla sağlıklı nefes alıp veremiyorum. canımın o içsel sıkıntısı evimden sokağa, sokaktan tanıdık bir yabancıya, oradan bir dal sigaraya savurup duruyor beni. masamın üstünde pek çok kitap karmaşası. ders kitapları, şiir kitapları, üzeri yazılı kağıtlar, kelimeler, kelimeler…
öğrenciliğimin korkunçluğunu düşünüyorum. hayata amatör kümede başlayıp orada kalmayı bile başaramayan biri miyim ben? ya da bazen kendimde bulduğum o özgüven denilen şey neden bir serçe kuş gibi uçup gidiyor hemen. bazen neden ne olacağım ben derken bir cevap veremiyorum buna. neden bir şey olmak zorunda bırakılıyorum.
serbest bir böcek olmak varken… neden banka sıralarında buluyorum kendimi?
Küllük kategorisinde yayınlandı | » yorum bırak;
Kitap satmak ve kiraz satmak arasında en az kitap satmak ve kiraz satmak kadar fark göremeyen adamlarla anlaşmak demek kendime olan hürmetimi zedelemek değildir de nedir acaba? Neden bütün imtiyazlarımızı tek taraflı olarak reddetmekten ötürü büyük bir haz duyuyoruz ki?
-uzlaşmak değildir benim meslek hayalim…
Küllük kategorisinde yayınlandı | » yorum bırak;
Bir kitap almış elime gözlerine bakar gibi okuyorum.
Buluştuk. Sımsıkı, sımsıkı sarılma isteğimi perçinleyen şey neydi? Bana doğru yürüyor, oturduğum yerden bana doğru yürümeyi sürdürmesini istiyordum. Kaldırım taşları, ağaçlar belki kuşlar üzerimde… İçimde bir tay delice koşmaya başlıyor. Sesini ılık bir tenin tenime değmesi gibi duyumsuyorum. Gözleri benim gözlerime benziyor. İşte o zaman tüm aidiyetimle benimsin diyorum.
Yürürken çok konuşmadık. Dahası birçoğunu hatırlamak istemiyorum. İçimden usul usul başka şeyler konuşuyorum. Bir ara bütün bir burjuvazinin topraklarına küfrediyorum. Ara ara başımı sağıma çevirip evet yanımda ve benimle yürüyor… O zaman bana verdiği ilk sözü büyük bir netlikle hatırlıyorum: “Evet, seninle yürüyebilirim, sana ayak uydurabileceğimi düşünüyorum.” Ve yine aynı zamanda anlıyorum ki hızlı yürümek onu düşürecek ve ağlarsa içimde bir incir gövermeye başlayacak…
Küllük kategorisinde yayınlandı | » yorum bırak;